10 Kasım 2010 Çarşamba

aylar ve haftalar kafamı karıştırıyor...
bunun tek nedeni
bize 4 hafta 1 ay denmesi
ama haftalardan sayınca bazen 9 hafta 1 ay ediyor bende işler karışıyor
tek düzgün olan ay o yüzden şubat
şubatın tek sevdiğim yönü de o
4 senede 1 bozulsa da
kalan 3 sene hep 4 haftası 1 ay ediyor
hesaplamalar nasıl yapılıyo acaba
mesela iş yerlerinde maaşlar ona göre düzenlenmiyo
ayıp değil mi
31 gün olan aylarda fazladan çalışılınan günlerin parasını şirketler yemiyo mu sonuçta


neyse ki ben babamdan harçlığımı haftalık alıyorum da bütçem 31 gün olan aylarda sıkıntı çekmiyo :)
2 gün parası az buz değil sonuçta ;)

buradan beni duyabilecek bir yetkili varsa ona sesleniyorum 4*7*12den 336 gün olsun artık seneler
düşünsenize 29 gün kar ederiz her sene!! bu da tam bir maaş demek :)

8 Ekim 2010 Cuma

geldim işte..
bitti erasmus ve olduğum noktaya geri döndüm.
geri dönmemle beraber ödevler dersler hepsi üst üste gelmeye başladı
bimnemne çalışma grubu bimnemne projesinin teslim tarihi...

ben giderken 1 sene uzatmayı göze alarak gitmiştim
bir gün otururken aklımıza aslında 2 dönemlik dersi 1 döneme sığdırırsak uzatmadan mezun olabileceğimizi anladık...
asıl sıkıntı ondan sonra başladı
bitirme tezi,
hepberaber alınan dersler,
toefl,
ales
derken kafam allak bullak oldu.

şimdilik duruldum, yapacak çok da bir şey yok aslında.
ya bir sene de zorlaya zorlaya mezun olucam
ya da bir sene daha okucam
geleceğim belirsiz
haydi kısmet :)

bugün eşyalarımı düzenledik
kullanmadıklarımı attık
hiçbirini atmak istemedim aslında
hepsinin bir yeri var hayatımda
insanlarla da aynı şeyi yaşıyorum bu dönem
hüzünlü ama gerekli vedalar
eee eskiler dolapta yer kapladıkça yenilere yer açılamıyor...


29 Eylül 2010 Çarşamba

şimdi 5 ay boyunca yaşadığım eve yabancı olma zamanı bavullarımı çıkarttım bile
orada burada bir kaç eşya var toplanması gereken elim gitmiyor yapamıyorum bir türlü
ilk geldiğimdeki o heyecan yok artık bende
gitmek hiç hoş gelmiyo bazen
geride bıraktıkların olunca hem de
romanlardaki mutsuz olay durumundaki o puslu soğuk hava ruhumu ele geçiriyor

şimdi odamla bu hayatımla vedalaşma zamanı
çıktım
çok çıktım bu odadan
hep bir daha geri dönmek üzere bir şeyler bıraktım geride
şimdi ise bana dair hiçbir şey kalmayacak

en kötüsü kaldığım yerin yanında başlayan inşaat
bana bir daha buralara dönersem kaldığım yeri bir daha göremeyeceğimi söylüyor...

arkada mfö yalnızlık ömür boyu...

hoşçakal

26 Eylül 2010 Pazar

başladığım yere geri dönmek üzereyim...
sadece bir kaç gün sonra cam ayakkabımı arkamda bırakıp, tatlı bir rüyanın sona erdiğini eninde sonunda idrakında koşarak balkabağından yapılmış arabaya binip 12den önce gerçeklere dönmem gerekecek...
şimdi buraya gelirkenki bütün o karın sancıları tekrar başladı bu sefer kürkçü dükkanına geri dönmek için...
ve masal bitiyor
şimdi gerçeklere geri dönme zamanı...

2 Eylül 2010 Perşembe

duygu yollarda

yarın sabah itibariyle yola koyulup portekiz senin ispanya benim gezeceğimdir...
karnım ağrıyor midem bulanıyor heyecan yaptım vallahi :)
sabah 5te kalkmak gerek ama saat burada 01.21 =)
sanırım biraz heyecan mı yaptım ne :P

29 Temmuz 2010 Perşembe

yarım
yamalak
her
şey
eksik
ne
tam
ne
yok
sadece
eksik
saçlarımın uzamasını seyrediyorum. ağır aksak uzuyorlar işte hafif kırıklarla...


insanlar hiç iyi varlıklar değiller aslında ve en dürüst olanlar herkese diledikleri gibi kötü davrananlar.
yavaş yavaş anlıyorum ki aslında herkes birbirine kötü davranmak istiyor ve bunu sadece 'ayıp olur' diye yapmıyor.
insanlık hiç de güzel bir şey değil aslında.
bütün insanlar bencil,
bazıları ise daha bencil.
ne bizi böyle yapan para mı gelişen teknoloji mi.. çok klişe ama değerlerimiz kayboluyor
sevgi ise anlamını çoktan yitirmiş 5 harflik bir kelime...
insanlar hata yapıyor kalp kırıyor en kötüsü ise kimse bundan ders almıyor.
kalbi kırılan insan başka birinin kalbini kırıyor ve olaylar gelişiyor
kimse başka birinin kalbini kırdı diye üzülmüyor, dert yanmıyor
artık kimse birbirini dinlemiyor
kimse birbirine samimi bir şekilde hal hatır sormuyor
ve ben 4 aydır bu odada oturuyorum hiçbir komşum başka bir komşusunun külüne muhtaç olmuyor.
kimse ev değil komşu almıyor.
evlilikler bile artık 'yaş kemale erdi' 'bak evladım ailesi bize ne kadar uygun' diye yapılıyor.
peki ben neresindeyim bu denklemin
makdülü mağduru yok bunun
herkes herkesi ne zaman nasıl kazıklasam diye bakıyor ve en sonunda kaybeden hep insanlık oluyor...
dostluk kardeşlik samimiyet ise 1980lerin Türk filmlerinde yabancı bir kelime olarak kalıyor...

not: değişikliği yaptırana saygılarımla :P

19 Temmuz 2010 Pazartesi


balık olmak mı hüzünlü yapıyor insanı
yoksa hüzünlü bir insanım da balık olmaya mı yoruyorum bunu
özlem garip bir şey
kalp ağrısı yaratan bir şey
mükemmel günler geçirmese insan
o kadar da mükemmeli istemez

çek sediri asmanın altına yanına bir ince müzeyyen ablaa...

ah Türkiyem, canım ülkem ne güzeldir senin dilinden yaz.
çokuzunzaman
olmuş

bazen mühendis olmaktan sıkılıyorum
o zaman bulutlara bakıyorum
büyümek de eğlenceli değil ya
neyse

30 Mart 2010 Salı

almanyaya gelmek tamamen farklı bir şarkı bütünü havuzuna balıklama atlamak oldu. Ne kadar 5 senemi almanlarla geçirmiş sayılsam da; Du Hast, Engel... gibi Rammstein şarkıları, veya sie liegt in meinen Armen gibi Türk-Alman karışımı bi kaç şarkı ve lisede öğretilen ciaoa Bellanın almanca versiyonu dışında çok fazla almanca şarkı bilmiyordum. Buraya gelince ilk bi kaç gün ingilizce pop çalan radyolarda takıldıktan sonra, almanca radyolara da bir şans vermek istedim, vermez olaydım.
Almanca şarkı bilgimi genişletmeme aslında hiç gerek yokmuş!
Şarkılarında bir şarkıda olması gereken hiçbir şey yok, ruh, ritim, adam gibi melodi, sanki sürekli bir rap havası varmış gibi. Şarkıcıların da suçu yok kaba bir dil almanca. Romantik bir akşam yemeği sırasında mum ışığında sevgilinizin elini tutup ich liebe dich dediğinizi düşünsenize, ih libe dih peeeeh kaçar bütün romantizm. Hele bir de daha güneylerden olduğunuzu düşünün iş libe diş... Gel de sevdiğini şarkıya dök bir de romantik olsun.

Tam alman şarkı yazarlarını ve şarkıcıları affedecekken, radyoda bir anda bir şarkı çaldı, öyle bir şarkı ki beni taa 90lı yıllara türk pop müziğindeki şarkıları sorgulama hatasına düştüğüm yıllara götürdü. O zamanın şarkıları tabi bu zamanınkiler kadar dejenere ve nefret içermiyor olsalar da bir anlamsızlık bütünü içindeydiler, özellikle çoğu insanın hatırlamayacağı ve bu konuda da haklı oldukları bir şarkı üzerinde saçma sapan kafa yorardım. O şarkı ne mi :) Misafir ol gel bana börekkler açayım sana. Param pulum yok ama kalbim açıktır sana. Anneme parası yoksa nasıl fırın alacak nasıl börek yapacak derdim. Bu kız beni görmeli bana kazak örmeli şarkısından sonra kazak örmeye çalışmıştım, benim kazak örmemi bekleyecek biri olacak diye :) ah 90lar vah 90lar ne kadar iyiydi. Burak Kutlar Tarkanlar Yonca Evimikler Noran Noranlar ... ne kadar güzel isimler ne kadar güzel şarkılar vardı heheyyyt. :)

konu dağıldı toparlayamadım olsun :) sağlık olsun iyi geceler efenim


27 Mart 2010 Cumartesi

Münih, önyargıların ne kadar yersiz olduğunun ispatı

geldik geldik münihlere kadar geldik
geldik de ne mi gördük
önyargıların yersiz olduğunu
almanları ketum, suratsız insanlar olarak görürdüm ben
anlayışsız umursamaz dediğim dedik
burada ise gördüğüm hayatlarından memnun, nasıl olursa olsun bi şekilde yardım etmeye hazır, güler yüzlü insanlar
tamam çok önyargılı ve saçmaymış düşüncelerim
kabul ediyorum
"aman erasmusa almanyaya gidip de ne yapıcam"
dediğim zamanları hatırlıyorum
ve
gülüyorum
tamam belki bir önceki hindistan maceram kadar heyecanlı değil, belki sürekli hayat savaşı vermiyoruz ama birazcık değişiklik o kadar iyi oldu ki :)
en önemlisi kendi başıma yaşamayı öğreniyorum burada
kendi ayaklarımın üzerinde durmayı
kendi sorunlarımı kendi kendime halletmeyi
benim için deneyim başka bir ülkede yaşamaktan çok kendi başına yaşayabilmek bence
ve bu da önemli bir şey

sabahları alman radyosuyla uyanıyorum =) duş alıyorum markete gidip ihtiyaçlarımı alıyorum eve geliyorum kahvaltı yapıyorum dışarı çıkıyorum tekrar gelip öğlen ya da akşam yemeği yapıyorum o kadar hoşuma gidiyo ki bu durum :)

he bir de iyi midir kötü müdür bilemem ama günde en az 10 15 tane türke rastlıyorum =)

sağlıcakla kalın

14 Mart 2010 Pazar

o her şeyi kendi yanından görür
almak istediğini alır
başka şey düşünmez
beni unuturdu
onun her anı heyecan dolu
beni üzdüğü zamanlarda bile
yokluğunu hissetmek beni korkuturdu

ben her şeyi onun için onun yanında yaparken
o hepsine uzaktan bakardı bir yabancı gibi
her sözümü dinliyor gibi beni kandırırken
içinden geçen binlerce ses bastırırdı sesimi

o her günü yeni bir umutla
bekler gibi görünür
yarına inanmaz
beni avuturdu
onun her anı heyecan dolu
beni üzdüğü zamanlarda bile
yokluğunu hissetmek beni korkuturdu

16 Şubat 2010 Salı

Kimi zaman rüya gördüğümüzün tamamen bilincinde oluruz. Bu farkındalık rüya gören kişiye ek bir güç sağlar. Kişi rüyasının gidişatını kontrol edebilir ve hatta böylelikle rüyalar âlemini keşfedebilir. Bu kontrol gücü tahmin edersiniz ki kâbus görürken işe yarayabilir. Bu farkındalıkla gerçek hayatta mümkün olmayan şeyler yapılabilir; ki bu genellikle uçmaktır. Bu bilinçli rüyalar genellikle gençlik yıllarında daha sık görülür.

Kimi insanlar pratik yaparak bunu geliştirebilse de bu gücü kazanmak için çok kesin yöntemler bulunmuyor ne yazık ki. Gün boyunca bir şarkı belirleyip sürekli onu dinlemek, her dinlediğinizde “şu an uyanık mıyım, evet uyanığım” şeklinde kendi kendinize düşünmek, gece yatarken de o şarkıyı sürekli tekrar edecek şekilde açık bırakmak, deneyebileceğiniz yöntemlerden biri. Uyurken olur da şarkınızı duyar ve kendinize “şu an rüyada mıyım, evet rüyadayım” diyebilirseniz gelsin Superman gibi uçmalar, gitsin 50 kuruş ile yemeklere gitmeler.


bunu denicem işte bugün :)
şarkımı da seçtim dinlenmesi kolay olsun diye: james blunttan goodbye my lover =)
bakalım sonucu ne olacak heyecan diz boyu :P
böyle bazen facebookta gezinirken birini görüyorum
99 tane ortak arkadaşımız var
sonra diyorum
bu kadar ortak çevrenin hatrına mesaj atsam, o insanla arkadaş olsam.
desem ona
'bunca arkadaşın hatrına benim en yakın arkadaşım olur musun?'
o da
'ah duygu nevet ben de o anı bekliyordum. Kader bizi bir türlü kavuşturmadı' dese
sonra sarılsak sanal alemde tarkan eşliğinde sımsıkı
ne gözel olurdu.

leyleğim havada geziniyorum

14 Şubat 2010 Pazar

istanbul trafiği + otobüslerin tıklım tıklımlığı + aylık akbil,
bunlar birleşince
e ben de
yeni şu yeşillerden boş bir otobüs görünce
içim kıpır kıpır oluyor
atlayasım geliyor içine
nereye giderse gideyim istiyorum
olmuyor
of anam of :)

11 Şubat 2010 Perşembe

insanda onur olmalı
saygı bir de etrafındakilere karşı
bu ikisi
artık insanlarda zor bulunuyo
çok şeye karşı inancım kalmadı
bu demek oluyo ki etrafındakilere daha az güvenmek
daha az kırılır insan böylece
ama ne kadar her şeye kuşkuyla yaklaşabilir ki insan
sonra herkese her şeye kuşkuyla yaklaşırsan nasıl mutlu olabilir ki insan
herkes birbirinin arkasından bir şeyler çeviriyoken
insanlar en küçük hesaplar peşindeyken
nasıl sevebilir ki insan
olan hep iyilere oluyor

28 Ocak 2010 Perşembe

gitmek istemiyorum
şımarıklık belki
ama otostopçunun galaksi rehberi
ve
küçük prens
suçlu onlar
münih
teknik
vay be
ama öyle değil işte
almanyaya gitmek istemiyorum
en azından şu anda
en azından herkesin "sex drugs and rock&roll" diye beni ikna etmeye çalıştığı için gitmek istemiyorum
gittim mi
başka bi galaksiye gitmek,
"hangi tarafımı yemek istersiniz" diyen bir inekten yemek yemek
ya da jetgiller diyarında judy ile maniküre gitmek istiyorum.
şımarıklık bu tamamen benimki
ne ararsın sen taş devrinde,
öyle bişi gerçekleşebilecek sanki
düşünsene dinazorlardan kaçıyorsun
hayat zor :)
aah ahh
istemiyorum gitmek
gittim mi
tam gitmek istiyorum
mesela bir sene
bütün amerikayı dolaşmak
evereste falan tırmanmak
tamam everest çok ütopik
ama onun dışında
almanya
çok sıkıcı geliyor
çok tanıdık
çok bilindik
ve bunun için her şeyi geride bırakmak istemiyorum
...

ve bunlara rağmen kararsızım
bunlara rağmen gitsem mi diyorum
o kadar sıkılıyorum ki şu son günlerde
tercih için 2 günüm var
ah şimdi sütüm olsa
televizyonda da jetgiller
annemden ayrılmak da istemiyorum ben bana ne!

26 Ocak 2010 Salı

bir yerlerde ikimizin resmi var.
geçmiş zaman derinliğinde el ele tutuşup kurduğumuz hayaller,
sonsuzluğun içinde kaybolup gitmeye yüz tutmuş gene de oralarda bir yerlerde olduğu bilinen aşk dolu sözcükler,
öpüşmeler, sarılmalar, paylaşılan anlar,
bir kaç gün gerimde sadece.
dönsem arkamı,
elimi uzatsam,
dokunucam.

bir yerlerde ikimizin resmi var.
şimdi o resmi silmek istiyorum.
ama o orada geçmiş zamanın derinliklerinde
öylece duruyor.

biz iki kişi olmaya çalışırken
bizi izliyor.


bir kedi gibi kıvrılmak istiyorum kucağına,
ve gıdımdan sevmeni istiyorum masumca.
sen kedileri sevmezsin ki...

17 Ocak 2010 Pazar

ayrılığın,
o ağızda bırakan keskin baharat tadı
kalbin beynin ayrı zonklayışı
bir anda durmak düşünmek
düşünememek
ses boğuklaşması
içten gelen bir isyan bağırma kırıp dökme isteği
gözlerin dolup ağrıyıp bir yere varamaması
boğazın düğümlenmesi
konuşacakken o çıkan garip ses
kulağın ağır bir şekilde vınlaması
ve o anda bütün ilişki, hayaller, sözler göz önünden geçerken
hayallerin geleceğe dönüş filmindeki fotoğraf karelerinin solması gibi solup yanındaki insanların değiştiğini hissederken
arka fonda candan erçetinin duruma daha da depresif bir hal katması
her aşk bitermiş bir gün bildim her aşk bitermiş öğretildim...

hep duygusal olan kaybedermiş
hep acıyan iç
onun olurmuş...



Çocuk gibi
tiril tirilliğinle
kucaklardım seni...
yazlar ve unutuşlar geçerdi
günlerin güneşini içerdi
sessizce
aşkın
teri
dolardı kasıklarıma..
fıçılarda damıtılmış
şarap renginde şafak...
ayaklarının bastığı kumlara
basardı ayaklarım...
ince
güzelliğin senin
seni kuşatan
gökyüzü kadar sadeydi...
insan
güzelliğin senin...
katıksız merakın...
katıksız
şehvetin ve sevincin...
kırmızı bir at çizerdim
kırmızı bir at
bak bu da kafası
nereden geldin
nereye gidersin
bunu düşünen kafanın
bana sorusu...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Gel benimle çok çok uzaklara
Hüzünlerini bir parça aşkla değiştir
Gel benimle bilinmez duraklara
Mevsimlerini bir dalga yaza dönüştür

Bırak
Dudaklarından benler okunsun
Bırak
ellerim saçlarına dokunsun
Bırak
kulaklarımdan sesin uğulsun
Bırak
Ellerim saçlarına dokunsun

Söz veriyorum
herşey çok güzel olacak
sadece sen ve ben..

Yaşar- Gel Benimle

10 Ocak 2010 Pazar

gitmek ya da kalmak
bu çizgideyim şu anda
gitmek ya da gitmemek
de olabilir
kalmamak ya da kalmak
da

ama işte bu çizgi...
konuşamıyorum, düşünemiyorum,
kimse ben değil, kimse hissedemiyor.
dediklerine inanamıyorum o yüzden.
olsun bitsin istiyorum,
ya da hiç olmamış olsa keşke!

bir tatlı rüzgar esse,
büyük bir ağaç,
dallarında elmalar,
altında sen ve ben.
her şeyden,
herkesden çok uzak.
uyusam,
omzunda.
rüyamda seni görsem,
bir de küçükken aldığım kırmızı tatlı horoz şekerlerini.

bir minicik kız çocuğu duruyor orada hala
anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa

5 Ocak 2010 Salı

bazen bazı şarkılar oluyo onları itaf etmek istiyorum insanlara-evet bunu çok istiyorum, ama o adla insan olmadığı için etrafımda deliriyorum. örneğin begüm begüm huuuu diye bağırıp dalga geçmek istiyorum arkadaşımla, ama bunun için o adla arkadaş bulmam gerek ilk başta. ben arkadaşlarıma şarkılarla seslenmek isterken bir bakıyorum ki onların adları çok antişarkı adları. oysa adlar üzerine ne kadar çok şarkı var değil mi sayın blog. orhan veli kanıkın dedikodusundan bile kaç kız adı çıkar, ama nerede o adlar benim arkadaşlarda. ah kahpe dünya ah. bir mehmet yok ki diyeyim memedim memedim sana ben gitmee demeediiimmm diyemedimm şalalaaa. en yakın şarkı söylenebilecek insan ise babanem mualla. ona da saygıdan muallayı sandala attım da diyemiyorsun ki babaneye ayıp.
belki nedeni yıllarca mfönün bodrum bodrum şarkısındaki duygu biraz duygu bütün isteyim buydu repliği yüzünden benimle geçilen dalgalardır. ya da tamamen bir buhran, zamanından önce gelen menopoz, yok yok bu bahanelere sığınmak da anlamsız. aslında düşündüm de erkek olsam adım ferhat, soyadım da d'li bişi olsa ve ben gel tanışalım önce ben kısaca fd desem, o da pek fena durmazdı. tamam kıro, ama fena değil. benimkinden iyi yani.
onu geçtim tamam diyelim ki bu hak tanınmıyo. arkadaşlarımın aileleri çocuklarına ben melodik isimler koymamış. peki bir durum karşısında ben şarkı mırıldanınca neden bana anlamsız bakıyolar ki. bari onlara şarkı söyleyemiyorum, durumlara söyliyeyim değil mi. yoook ama çok ayıp. nerede şarkı özgürlüğü.
sayın blog okuyucusu sizden ricam
arkadaşlarımın adlarıyla da şarkılar yazılmasına söz yazarlarını ikna etmeniz.
ışık sadece ılık süt içmesin bir de aşık olsun aşk acısı çeksin ki sektöre girsin ben de mutlu olayım.
saçmalamak bu olsa gerek.
iyi geceler size de :)

İzleyiciler