gitmek istemiyorum
şımarıklık belki
ama otostopçunun galaksi rehberi
ve
küçük prens
suçlu onlar
münih
teknik
vay be
ama öyle değil işte
almanyaya gitmek istemiyorum
en azından şu anda
en azından herkesin "sex drugs and rock&roll" diye beni ikna etmeye çalıştığı için gitmek istemiyorum
gittim mi
başka bi galaksiye gitmek,
"hangi tarafımı yemek istersiniz" diyen bir inekten yemek yemek
ya da jetgiller diyarında judy ile maniküre gitmek istiyorum.
şımarıklık bu tamamen benimki
ne ararsın sen taş devrinde,
öyle bişi gerçekleşebilecek sanki
düşünsene dinazorlardan kaçıyorsun
hayat zor :)
aah ahh
istemiyorum gitmek
gittim mi
tam gitmek istiyorum
mesela bir sene
bütün amerikayı dolaşmak
evereste falan tırmanmak
tamam everest çok ütopik
ama onun dışında
almanya
çok sıkıcı geliyor
çok tanıdık
çok bilindik
ve bunun için her şeyi geride bırakmak istemiyorum
...
ve bunlara rağmen kararsızım
bunlara rağmen gitsem mi diyorum
o kadar sıkılıyorum ki şu son günlerde
tercih için 2 günüm var
ah şimdi sütüm olsa
televizyonda da jetgiller
annemden ayrılmak da istemiyorum ben bana ne!
28 Ocak 2010 Perşembe
26 Ocak 2010 Salı
bir yerlerde ikimizin resmi var.
geçmiş zaman derinliğinde el ele tutuşup kurduğumuz hayaller,
sonsuzluğun içinde kaybolup gitmeye yüz tutmuş gene de oralarda bir yerlerde olduğu bilinen aşk dolu sözcükler,
öpüşmeler, sarılmalar, paylaşılan anlar,
bir kaç gün gerimde sadece.
dönsem arkamı,
elimi uzatsam,
dokunucam.
bir yerlerde ikimizin resmi var.
şimdi o resmi silmek istiyorum.
ama o orada geçmiş zamanın derinliklerinde
öylece duruyor.
biz iki kişi olmaya çalışırken
bizi izliyor.
bir kedi gibi kıvrılmak istiyorum kucağına,
ve gıdımdan sevmeni istiyorum masumca.
sen kedileri sevmezsin ki...
geçmiş zaman derinliğinde el ele tutuşup kurduğumuz hayaller,
sonsuzluğun içinde kaybolup gitmeye yüz tutmuş gene de oralarda bir yerlerde olduğu bilinen aşk dolu sözcükler,
öpüşmeler, sarılmalar, paylaşılan anlar,
bir kaç gün gerimde sadece.
dönsem arkamı,
elimi uzatsam,
dokunucam.
bir yerlerde ikimizin resmi var.
şimdi o resmi silmek istiyorum.
ama o orada geçmiş zamanın derinliklerinde
öylece duruyor.
biz iki kişi olmaya çalışırken
bizi izliyor.
bir kedi gibi kıvrılmak istiyorum kucağına,
ve gıdımdan sevmeni istiyorum masumca.
sen kedileri sevmezsin ki...
17 Ocak 2010 Pazar
ayrılığın,
o ağızda bırakan keskin baharat tadı
kalbin beynin ayrı zonklayışı
bir anda durmak düşünmek
düşünememek
ses boğuklaşması
içten gelen bir isyan bağırma kırıp dökme isteği
gözlerin dolup ağrıyıp bir yere varamaması
boğazın düğümlenmesi
konuşacakken o çıkan garip ses
kulağın ağır bir şekilde vınlaması
ve o anda bütün ilişki, hayaller, sözler göz önünden geçerken
hayallerin geleceğe dönüş filmindeki fotoğraf karelerinin solması gibi solup yanındaki insanların değiştiğini hissederken
arka fonda candan erçetinin duruma daha da depresif bir hal katması
her aşk bitermiş bir gün bildim her aşk bitermiş öğretildim...
hep duygusal olan kaybedermiş
hep acıyan iç
onun olurmuş...
Çocuk gibi
tiril tirilliğinle
kucaklardım seni...
yazlar ve unutuşlar geçerdi
günlerin güneşini içerdi
sessizce
aşkın
teri
dolardı kasıklarıma..
fıçılarda damıtılmış
şarap renginde şafak...
ayaklarının bastığı kumlara
basardı ayaklarım...
ince
güzelliğin senin
seni kuşatan
gökyüzü kadar sadeydi...
insan
güzelliğin senin...
katıksız merakın...
katıksız
şehvetin ve sevincin...
o ağızda bırakan keskin baharat tadı
kalbin beynin ayrı zonklayışı
bir anda durmak düşünmek
düşünememek
ses boğuklaşması
içten gelen bir isyan bağırma kırıp dökme isteği
gözlerin dolup ağrıyıp bir yere varamaması
boğazın düğümlenmesi
konuşacakken o çıkan garip ses
kulağın ağır bir şekilde vınlaması
ve o anda bütün ilişki, hayaller, sözler göz önünden geçerken
hayallerin geleceğe dönüş filmindeki fotoğraf karelerinin solması gibi solup yanındaki insanların değiştiğini hissederken
arka fonda candan erçetinin duruma daha da depresif bir hal katması
her aşk bitermiş bir gün bildim her aşk bitermiş öğretildim...
hep duygusal olan kaybedermiş
hep acıyan iç
onun olurmuş...
Çocuk gibi
tiril tirilliğinle
kucaklardım seni...
yazlar ve unutuşlar geçerdi
günlerin güneşini içerdi
sessizce
aşkın
teri
dolardı kasıklarıma..
fıçılarda damıtılmış
şarap renginde şafak...
ayaklarının bastığı kumlara
basardı ayaklarım...
ince
güzelliğin senin
seni kuşatan
gökyüzü kadar sadeydi...
insan
güzelliğin senin...
katıksız merakın...
katıksız
şehvetin ve sevincin...
11 Ocak 2010 Pazartesi
Gel benimle çok çok uzaklara
Hüzünlerini bir parça aşkla değiştir
Gel benimle bilinmez duraklara
Mevsimlerini bir dalga yaza dönüştür
Bırak
Dudaklarından benler okunsun
Bırak
ellerim saçlarına dokunsun
Bırak
kulaklarımdan sesin uğulsun
Bırak
Ellerim saçlarına dokunsun
Söz veriyorum
herşey çok güzel olacak
sadece sen ve ben..
Yaşar- Gel Benimle
Hüzünlerini bir parça aşkla değiştir
Gel benimle bilinmez duraklara
Mevsimlerini bir dalga yaza dönüştür
Bırak
Dudaklarından benler okunsun
Bırak
ellerim saçlarına dokunsun
Bırak
kulaklarımdan sesin uğulsun
Bırak
Ellerim saçlarına dokunsun
Söz veriyorum
herşey çok güzel olacak
sadece sen ve ben..
Yaşar- Gel Benimle
10 Ocak 2010 Pazar
gitmek ya da kalmak
bu çizgideyim şu anda
gitmek ya da gitmemek
de olabilir
kalmamak ya da kalmak
da
ama işte bu çizgi...
konuşamıyorum, düşünemiyorum,
kimse ben değil, kimse hissedemiyor.
dediklerine inanamıyorum o yüzden.
olsun bitsin istiyorum,
ya da hiç olmamış olsa keşke!
bir tatlı rüzgar esse,
büyük bir ağaç,
dallarında elmalar,
altında sen ve ben.
her şeyden,
herkesden çok uzak.
uyusam,
omzunda.
rüyamda seni görsem,
bir de küçükken aldığım kırmızı tatlı horoz şekerlerini.
bir minicik kız çocuğu duruyor orada hala
anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa
bu çizgideyim şu anda
gitmek ya da gitmemek
de olabilir
kalmamak ya da kalmak
da
ama işte bu çizgi...
konuşamıyorum, düşünemiyorum,
kimse ben değil, kimse hissedemiyor.
dediklerine inanamıyorum o yüzden.
olsun bitsin istiyorum,
ya da hiç olmamış olsa keşke!
bir tatlı rüzgar esse,
büyük bir ağaç,
dallarında elmalar,
altında sen ve ben.
her şeyden,
herkesden çok uzak.
uyusam,
omzunda.
rüyamda seni görsem,
bir de küçükken aldığım kırmızı tatlı horoz şekerlerini.
bir minicik kız çocuğu duruyor orada hala
anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa
5 Ocak 2010 Salı
bazen bazı şarkılar oluyo onları itaf etmek istiyorum insanlara-evet bunu çok istiyorum, ama o adla insan olmadığı için etrafımda deliriyorum. örneğin begüm begüm huuuu diye bağırıp dalga geçmek istiyorum arkadaşımla, ama bunun için o adla arkadaş bulmam gerek ilk başta. ben arkadaşlarıma şarkılarla seslenmek isterken bir bakıyorum ki onların adları çok antişarkı adları. oysa adlar üzerine ne kadar çok şarkı var değil mi sayın blog. orhan veli kanıkın dedikodusundan bile kaç kız adı çıkar, ama nerede o adlar benim arkadaşlarda. ah kahpe dünya ah. bir mehmet yok ki diyeyim memedim memedim sana ben gitmee demeediiimmm diyemedimm şalalaaa. en yakın şarkı söylenebilecek insan ise babanem mualla. ona da saygıdan muallayı sandala attım da diyemiyorsun ki babaneye ayıp.
belki nedeni yıllarca mfönün bodrum bodrum şarkısındaki duygu biraz duygu bütün isteyim buydu repliği yüzünden benimle geçilen dalgalardır. ya da tamamen bir buhran, zamanından önce gelen menopoz, yok yok bu bahanelere sığınmak da anlamsız. aslında düşündüm de erkek olsam adım ferhat, soyadım da d'li bişi olsa ve ben gel tanışalım önce ben kısaca fd desem, o da pek fena durmazdı. tamam kıro, ama fena değil. benimkinden iyi yani.
onu geçtim tamam diyelim ki bu hak tanınmıyo. arkadaşlarımın aileleri çocuklarına ben melodik isimler koymamış. peki bir durum karşısında ben şarkı mırıldanınca neden bana anlamsız bakıyolar ki. bari onlara şarkı söyleyemiyorum, durumlara söyliyeyim değil mi. yoook ama çok ayıp. nerede şarkı özgürlüğü.
sayın blog okuyucusu sizden ricam
arkadaşlarımın adlarıyla da şarkılar yazılmasına söz yazarlarını ikna etmeniz.
ışık sadece ılık süt içmesin bir de aşık olsun aşk acısı çeksin ki sektöre girsin ben de mutlu olayım.
saçmalamak bu olsa gerek.
iyi geceler size de :)
belki nedeni yıllarca mfönün bodrum bodrum şarkısındaki duygu biraz duygu bütün isteyim buydu repliği yüzünden benimle geçilen dalgalardır. ya da tamamen bir buhran, zamanından önce gelen menopoz, yok yok bu bahanelere sığınmak da anlamsız. aslında düşündüm de erkek olsam adım ferhat, soyadım da d'li bişi olsa ve ben gel tanışalım önce ben kısaca fd desem, o da pek fena durmazdı. tamam kıro, ama fena değil. benimkinden iyi yani.
onu geçtim tamam diyelim ki bu hak tanınmıyo. arkadaşlarımın aileleri çocuklarına ben melodik isimler koymamış. peki bir durum karşısında ben şarkı mırıldanınca neden bana anlamsız bakıyolar ki. bari onlara şarkı söyleyemiyorum, durumlara söyliyeyim değil mi. yoook ama çok ayıp. nerede şarkı özgürlüğü.
sayın blog okuyucusu sizden ricam
arkadaşlarımın adlarıyla da şarkılar yazılmasına söz yazarlarını ikna etmeniz.
ışık sadece ılık süt içmesin bir de aşık olsun aşk acısı çeksin ki sektöre girsin ben de mutlu olayım.
saçmalamak bu olsa gerek.
iyi geceler size de :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)