28 Şubat 2009 Cumartesi

Bazen yaşamımı yaşamaya üşeniyorum
yaşamımı yaşarken yandakinden kopya çekmek istiyorum bazen.
herkes aynı sonuca ulaşamaz tabi,
anlar hoca o zaman kopya çektiğimi;
ama olsun en azından formülleri hatırlamıyorum, onlara bir baksam yeter gibi geliyor.
he bir de birimler çok önemli şu hayatta kJ'u nasıl J yapmak lazım
hem bu birim çevrimlerinde 10üstü3 lerle çarpıp bölüyosun
hayat gibi hassas bir terazide, mazallah oluşabilecek hataları düşünemiyorum
yanımdaki kız çok çalışkan birine benziyor ama.
hoca arkalarda dolanıyorken kabullere ve formüllere bakmak gerek
kabuller çok önemli, en önemli kısım; belki de belkemiği olayın
hayatta nasıl durduğunu belli etmek
problemi zaman bazlı mı alacaksın, alan bazlı mı?
başlamak zor olan bir işe
yağmurlu bir cumartesi yatağından kalkıp arkadaşlarınla buluşmaya gitmenin zor gelmesi
üşenmekten kalkamamak gibi birazcık.
başladığın noktayı belirlemek lazım.
hem de iyi belirlemek
hayat problemleri ne kadar iyi analiz ettiğine bağlı biraz da
eğer durumu yanlış analiz edersen
dengeleri yanlış kurarsan
gidiş yolun ne kadar iyi olursa olsun
üstesinden gelemiyorsun hiçbir zaman.
o yüzden belki de bazı bazı durup başkalarının hayatlarından kopya çekmek en iyisi.
insan her zaman her şeyi de en iyi şekilde yapamıyor ki canım.


aslında belki de hepimiz birer mühendisiz.
hayat çünkü her zaman umduğu gibi gidemiyor
ve başarı o kriz anlarında hayatla- olayla- nasıl başa çıktığına bağlı...

26 Şubat 2009 Perşembe

odaklanamamak
hem de tam odaklandığını düşünürken
sevememek
hem de tam sevdiğini düşünürken
ait olamamak
hem de tam ait olduğunu düşünürken
mutlu olamamak
hem de tam mutlu olduğunu düşünürken

neden düşünürken...
düş ün mek
düş kurmak
düşmek

her gün o yolları yürürken
senin orada olacağın düşünü görmek
bu düşü düşünürken düşmek...

herhangi bir zamanda
herhangi bir şekilde yapılan
yüzlerce hata...
o hatalardan kurtulmak için yapılan yüzlerce hata daha...

tam konsantre olmuşken okunan kitaba ve onun yarattığı atmosfere
bir anda etraftaki kalabalığın, kaosun farkına varmak...
ve bir daha da yeteri kadar, hak edilen kadar odaklanamamak...
işte şimdilerde duyumsadığım hayat...

16 Şubat 2009 Pazartesi

bubenbendeğilbubenkendindedeğil

kimimben benkimim
hangisibenim benimhangisi
hangisiniseverim severimhangisini
neyimben benneyim
neyiseverim severimneyi
hoşumanegider giderhoşumane
öylemiyapmalı böylemiyapmalı
hayattanasıldurmalı nasıldurmalıhayatta
kayboldumben benkayboldum
hangisibenimdilimim dilimimhangisibenim
yanlışdilimialdımsanırım
sanırımyanlışdilimialdım
yabubenimkideğilse değilsebubenimkiya
kızacaksahibibanaçok banaçokkızacaksahibi
sevmedimzatenbuhayatı buhayatısevmedimzaten
benimkiniistiyorumben benbenimkinistiyorum
verinbanaonugeri geriverinbanaonu

gerçekten bu benim hayatım olmamalı istemiyorum bunu
kendini gerçekleştirmek varken, başka bir hayatı yaşamak
uzun zaman önce öğretilmiş ve ödünç alınmış bir hayatı...
şu anda kalmak istiyorum her dersimden tek tek hepsini bırakmak hiçbir şey yapmamak
bunu o kadar derinden hissediyorum ki. anlatamam
bendeğilbuben bubenbendeğil

15 Şubat 2009 Pazar

Sevgililer gününüz kutlu olsun

"Ben böyle seviyorum işte: zarafetini, gaddarlığını, inceliğini, kabalığını, olduğun şairi, olmadığın erkeği seviyorum. Bir zamanlar çocuk olduğun ve bir gün ceset olacağın için seni seviyorum. Hem gövdeni, hem aklını seviyorum. "
filozof- şair Pierre Abelard ile öğrencisi Heloise birbirlerine aşık olurlar. Heloise'in soylu ailesi bu aşka karşıdırlar. Çift kaçarlar ve aşklarını herkesden uzakta yaşamaya başlarlar.Gizlice evlenirler ve bir çocukları olur. Heloise'in ailesi bunu duyar ve Abelard'ı hadım ettirir. İki aşık baskılardan kurtulmak için farklı manastırlara sığınırlar. Ama bu aşklarının sonu değil, başka bir boyuta geçmesidir sadece. Bir daha birbirlerini hiç görmezler. Ölünceye kadar birbirlerine olan aşklarını mektuplarla anlatırlar.

Dünyada ne Romeolar ne Jullietteler var. Düşünüyorum, o sonsuz aşk hissini, o 'her şeyi feda edebilecek' benlik anlayışını. Tek tek eğiliyorum önlerinde, yüreğimde hafif bir kıskançlık. Şimdi anlaşmalı ilişkiler moda. Tutku, esaret, kendini kaybetme, kendini bulma, birbiri içinde erime, bitiş, başlangıç, sonsuzluk, hiçlik, aidiyetlik, kaybolmuşluk, çaresizlik, aşırı sevinç, ani üzüntü... O aşk, o sevgi insanın çoğu zaman yaşamadığı zıtlıkları da beraberinde getirmiyor mu? Ona kendini o kadar ait hissederken, aslında o kadar da ait olmadığını hissetmek.
Öylesine sonsuzca yaşamak bir hissi. İlla birine karşı olmasa da, herhangi bir şeye karşı. O sonsuz tutku. Bir gün ben de yaşarım umuduyla yaşamak.
Hepinizin sevgililer günü kutlu olsun.


12 Şubat 2009 Perşembe

seninimhayatseninim

Çok farklı hayatlar var.
Çok farklı yerler.
Çok farklı kombinasyonlar.
Ve belki de bu yüzden çok farklı insanlar.
Herhangi bir insan çok farklı tercihlere yönelebilir.
Bu tercihe yönelmesi kişinin kişiliğini oluşturur, aynı zaman da ise bu tercihe yönelmesinin sebebi kişinin var olan kişiliğinin sonucudur çoğunlukla.
Yani iki insana aynı koşullar altında farklı farklı tercihler sunulursa, farklı tercihlere yönelilmesi olasıdır. Bu yöne gidildikten sonra, bu iki insan başka farklı insanlarla tanışırlar, birbirinden farklı olaylar deneyimlerler ve sözgelimi aynı mahallede büyümüş bu iki insan artık birbirinden uzaklaşmıştır ve bunu belki de küçük bir seçim farkı yaratmıştır...

Uzun zamandır hayatı ve bize getirdiklerini düşünüyorum, bize getirdiklerini ve bizden götürdüklerini. Zaman durmayan bir şey. Zaman içinde hiçbir şey aynı kalmaz. Her şey değişir. Eski bir filozof olan Heraklet'in dediği gibi 'Aynı ırmakta iki kere yıkanamazsın, üzerinde akan sular, şimdi yeni sulardır.' İnsanlar da zaman içinde değişirler, farklılaşırlar ve bu farklılaşmanın farkında olmayan insanlar çoğu zaman kendine bile yabancılaşırlar.
Tercihler zaman içinde bizi bulunduğumuz yere getirmiştir. Ünlü psikolog Erikson'un kişisel çatışma adlı çalışmasında görüldüğü gibi, kişi bu akıp giden ve bizi farklılaştıran zaman içinde bazı noktalarda döner, durur, bakar. Kendine. Bazen bu sosyallik ile ilgili olur, bazen eş seçimi, bazen mesleki başarı... Hayata duruşunu tartarsın.
'Neler yaptım?' dersin kendine.
'Ben kimim?' diye eklersin sonra da.
Tek tek arkadaşlarını gözden geçirirsin o anda. Tik atarsın ya da çarpı koyarsın. Yaşanmışlıklarına bakarsın sonra da. Eline kalemi kağıdı alırsın yazarsın daha net görebildiğin hatalarını.
En sonunda da bir sonuç çıkar. Şu kadın testlerindeki gibi. Şimdiye kadar sen bir Armani Night kokususun. Cazibeli, seksi. Ve ya gül suyu. İçin kurumuş sizin der o sonuç size. Baygınlık getiriyorsunuz etrafınıza o esansiyelle.
Ben de bunu yaptım işte. Bir an geldi. Hayatım gerçekten yokuş aşağı inmeye başladı. Sonra o anda durdum kendime sordum, eski hatalarımı gördüm. Konu dallandı budaklandı da nereye varacak değil mi :)
Olay şöyle ki. Ben insanları yaptıklarına göre yargılayan biriydim (çoğunuz gibi). Çok çalışana 'vay inek şuna bak çalışmaktan başka bit şey yapmıyo. Iyk böyle hayat mı olur!'
Çok sorumsuz olana 'Yazık yazık annesi babası o kadar para veriyo şunun haline bak karı kız peşinde!'
Çok polyanacı olana 'Şuna bak hayatı pembe sanıyo, bir gün görecek anyayı konyayı!'...
Bu liste böyle uzayıp gider sivilceli erkeklere 'ergen bu be hala'lar, cadde kızlarına 'bunlar da fotosentez solunumu yapıyor'lar, sürekli kitap okuyana 'yaşam da sırf kitaplarda yok ki'ler...
Unutmuştum. Bir sene 365 gün ve 1 gün 24 saatti, herkes ortalama 65 sene yaşıyordu.
Yani herkes gerçekten de
doğuyor,
büyüyor
ve ölüyordu.
Sonra fark ettim ki, insanın hiç parası olmasa da, karun kadar zengin olsa da yaşıyordu. Farklı şekillerde ama yaşıyordu. Biri golf oynuyor, biri hırsızlık yapıyor, biri range rover kullanıyor ama yaşıyordu. Belki doğduğumuzda birileri daha şanslıydı diğerlerine göre, ama kimse bir diğerinden daha şanssız değildi.
Dediğim gibi bir sene 365 gün, 1 gün 24 saat ve insan ömrü ortalama 65 sene.
Bazıları bu yaşamını oturup deliler gibi ders çalışarak, bazıları arkadaşlarıyla parti yaparak, bazıları hasta bakarak geçiriyordu. Bazıları üniversitenin 4 senesinin her gününü ders çalışmaya ayırıyor, bazıları part-time işlerde çalışıyor, bazıları ense yapıyor ama hepsi bir şekilde geçiriyor. Sonra fark ettim ki, önemli olan insanın istediğini yapması. Mutlu olduğu şeyi. Her şeyin bir bedeli var elbet. İşine yeteri kadar önem vermeyen insan, tabiki de işinde deli gibi çalışan birinden yüksek yerlere gelecek. Ama işine yeteri kadar önem vermeyen bu insan kalan zamanlarında hayattan gerçekten zevk alacak şeylerle uğraşıyorsa-en önemlisi kendini mutlu edecek, o zaman bu insanı yargılamak çok yanlış.
Bunları düşündüm. Bunları ve belki yazmadığım bir çok şeyi de. Sonra karar verdim. Bir hayat var. Ve kim ne yapmış nasılmış bunların ne önemi var. Şimdi önümde yeni bir 24 saat var. Ve ben bu 24 saatte beni şu anda, gelecekte ne mutlu edecekse onları yapmaya hazırım. Başka şeyleri sorgulamadan.
İyi geceler. :)

Not: 23 filmini izledim Jim Carrey'nin gerçekten çok etkileyici bir filmdi. Jim Carrey'i o rolün hakkından geldiğini görmek de çok güzeldi.

5 Şubat 2009 Perşembe

daha da

Savrulmak istemiyorum
Yollar var
İnsanlar
Hayatlar
Bazen bir, bazen ayrı
Yaşım 20
Evet yirmi
Ama taşıyamıyorum hayatı daha

Biz büyürken yalanlarımız da büyümüş,
Hırslarımızla beraber,
Düşmanlıklarımız da artmış.
Hayallerimiz azalmış ama,
Kurabildiğimiz iletişim.
Diğer insanları daha az dinler olmuşuz,
Kendimizi daha çok.
Daha duyarsız olmuşuz etrafa karşı,
Kendimizi daha önemser.
Daha çok alır olmuşuz hayattan,
Hayata daha az verir.
Daha çok izler olmuşuz,
Daha az okur.
Daha çok kin besler olmuşuz,
Daha az sever.
Daha çok yargılar olmuşuz,
Daha az sorgular.
Daha çok korkar olmuşuz,
Daha az güvenir.
Daha çok ağlar olmuşuz,
Daha az güler.
Daha çok 'ben' olmuşuz,
Daha az 'biz'.
Daha çok hata yapar olmuşuz bu yüzden,
daha çok yara alır ve bunu daha az hisseder.
Daha çok keşke der olmuşuz,
ve hep biraz daha çok...

Bilirken sevginin her şeye yeteceğini,
Maddiyatta takılıp kalmışız.
Bitmesin isterken her şey, başlamayı unutmuşuz.

Savrulmak istemiyorum
Yollar var
İnsanlar
Hayatlar
Bazen bir, bazen ayrı
Yaşım 20
Evet yirmi
Ama taşıyamıyorum hayatı daha
O kadar özlüyorum ki çocukluğum seni...
Büyümek istemiyorum

Çocukları meclis koltuklarını oturtup 'birgünlükbaşkan' yapıyorlar ya keşke büyükleri de bir
günlük ilkokul koltuklarına oturtsalar da 'birgünlükçocuk' olabilseler.



Hayalperest-Teoman...

İzleyiciler