filozof- şair Pierre Abelard ile öğrencisi Heloise birbirlerine aşık olurlar. Heloise'in soylu ailesi bu aşka karşıdırlar. Çift kaçarlar ve aşklarını herkesden uzakta yaşamaya başlarlar.Gizlice evlenirler ve bir çocukları olur. Heloise'in ailesi bunu duyar ve Abelard'ı hadım ettirir. İki aşık baskılardan kurtulmak için farklı manastırlara sığınırlar. Ama bu aşklarının sonu değil, başka bir boyuta geçmesidir sadece. Bir daha birbirlerini hiç görmezler. Ölünceye kadar birbirlerine olan aşklarını mektuplarla anlatırlar.
Dünyada ne Romeolar ne Jullietteler var. Düşünüyorum, o sonsuz aşk hissini, o 'her şeyi feda edebilecek' benlik anlayışını. Tek tek eğiliyorum önlerinde, yüreğimde hafif bir kıskançlık. Şimdi anlaşmalı ilişkiler moda. Tutku, esaret, kendini kaybetme, kendini bulma, birbiri içinde erime, bitiş, başlangıç, sonsuzluk, hiçlik, aidiyetlik, kaybolmuşluk, çaresizlik, aşırı sevinç, ani üzüntü... O aşk, o sevgi insanın çoğu zaman yaşamadığı zıtlıkları da beraberinde getirmiyor mu? Ona kendini o kadar ait hissederken, aslında o kadar da ait olmadığını hissetmek.
Öylesine sonsuzca yaşamak bir hissi. İlla birine karşı olmasa da, herhangi bir şeye karşı. O sonsuz tutku. Bir gün ben de yaşarım umuduyla yaşamak.
Hepinizin sevgililer günü kutlu olsun.
|
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder