Çok farklı hayatlar var.
Çok farklı yerler.
Çok farklı kombinasyonlar.
Ve belki de bu yüzden çok farklı insanlar.
Herhangi bir insan çok farklı tercihlere yönelebilir.
Bu tercihe yönelmesi kişinin kişiliğini oluşturur, aynı zaman da ise bu tercihe yönelmesinin sebebi kişinin var olan kişiliğinin sonucudur çoğunlukla.
Yani iki insana aynı koşullar altında farklı farklı tercihler sunulursa, farklı tercihlere yönelilmesi olasıdır. Bu yöne gidildikten sonra, bu iki insan başka farklı insanlarla tanışırlar, birbirinden farklı olaylar deneyimlerler ve sözgelimi aynı mahallede büyümüş bu iki insan artık birbirinden uzaklaşmıştır ve bunu belki de küçük bir seçim farkı yaratmıştır...
Uzun zamandır hayatı ve bize getirdiklerini düşünüyorum, bize getirdiklerini ve bizden götürdüklerini. Zaman durmayan bir şey. Zaman içinde hiçbir şey aynı kalmaz. Her şey değişir. Eski bir filozof olan Heraklet'in dediği gibi 'Aynı ırmakta iki kere yıkanamazsın, üzerinde akan sular, şimdi yeni sulardır.' İnsanlar da zaman içinde değişirler, farklılaşırlar ve bu farklılaşmanın farkında olmayan insanlar çoğu zaman kendine bile yabancılaşırlar.
Tercihler zaman içinde bizi bulunduğumuz yere getirmiştir. Ünlü psikolog Erikson'un kişisel çatışma adlı çalışmasında görüldüğü gibi, kişi bu akıp giden ve bizi farklılaştıran zaman içinde bazı noktalarda döner, durur, bakar. Kendine. Bazen bu sosyallik ile ilgili olur, bazen eş seçimi, bazen mesleki başarı... Hayata duruşunu tartarsın.
'Neler yaptım?' dersin kendine.
'Ben kimim?' diye eklersin sonra da.
Tek tek arkadaşlarını gözden geçirirsin o anda. Tik atarsın ya da çarpı koyarsın. Yaşanmışlıklarına bakarsın sonra da. Eline kalemi kağıdı alırsın yazarsın daha net görebildiğin hatalarını.
En sonunda da bir sonuç çıkar. Şu kadın testlerindeki gibi. Şimdiye kadar sen bir Armani Night kokususun. Cazibeli, seksi. Ve ya gül suyu. İçin kurumuş sizin der o sonuç size. Baygınlık getiriyorsunuz etrafınıza o esansiyelle.
Ben de bunu yaptım işte. Bir an geldi. Hayatım gerçekten yokuş aşağı inmeye başladı. Sonra o anda durdum kendime sordum, eski hatalarımı gördüm. Konu dallandı budaklandı da nereye varacak değil mi :)
Olay şöyle ki. Ben insanları yaptıklarına göre yargılayan biriydim (çoğunuz gibi). Çok çalışana 'vay inek şuna bak çalışmaktan başka bit şey yapmıyo. Iyk böyle hayat mı olur!'
Çok sorumsuz olana 'Yazık yazık annesi babası o kadar para veriyo şunun haline bak karı kız peşinde!'
Çok polyanacı olana 'Şuna bak hayatı pembe sanıyo, bir gün görecek anyayı konyayı!'...
Bu liste böyle uzayıp gider sivilceli erkeklere 'ergen bu be hala'lar, cadde kızlarına 'bunlar da fotosentez solunumu yapıyor'lar, sürekli kitap okuyana 'yaşam da sırf kitaplarda yok ki'ler...
Unutmuştum. Bir sene 365 gün ve 1 gün 24 saatti, herkes ortalama 65 sene yaşıyordu.
Yani herkes gerçekten de
doğuyor,
büyüyor
ve ölüyordu.
Sonra fark ettim ki, insanın hiç parası olmasa da, karun kadar zengin olsa da yaşıyordu. Farklı şekillerde ama yaşıyordu. Biri golf oynuyor, biri hırsızlık yapıyor, biri range rover kullanıyor ama yaşıyordu. Belki doğduğumuzda birileri daha şanslıydı diğerlerine göre, ama kimse bir diğerinden daha şanssız değildi.
Dediğim gibi bir sene 365 gün, 1 gün 24 saat ve insan ömrü ortalama 65 sene.
Bazıları bu yaşamını oturup deliler gibi ders çalışarak, bazıları arkadaşlarıyla parti yaparak, bazıları hasta bakarak geçiriyordu. Bazıları üniversitenin 4 senesinin her gününü ders çalışmaya ayırıyor, bazıları part-time işlerde çalışıyor, bazıları ense yapıyor ama hepsi bir şekilde geçiriyor. Sonra fark ettim ki, önemli olan insanın istediğini yapması. Mutlu olduğu şeyi. Her şeyin bir bedeli var elbet. İşine yeteri kadar önem vermeyen insan, tabiki de işinde deli gibi çalışan birinden yüksek yerlere gelecek. Ama işine yeteri kadar önem vermeyen bu insan kalan zamanlarında hayattan gerçekten zevk alacak şeylerle uğraşıyorsa-en önemlisi kendini mutlu edecek, o zaman bu insanı yargılamak çok yanlış.
Bunları düşündüm. Bunları ve belki yazmadığım bir çok şeyi de. Sonra karar verdim. Bir hayat var. Ve kim ne yapmış nasılmış bunların ne önemi var. Şimdi önümde yeni bir 24 saat var. Ve ben bu 24 saatte beni şu anda, gelecekte ne mutlu edecekse onları yapmaya hazırım. Başka şeyleri sorgulamadan.
İyi geceler. :)
Not: 23 filmini izledim Jim Carrey'nin gerçekten çok etkileyici bir filmdi. Jim Carrey'i o rolün hakkından geldiğini görmek de çok güzeldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder