insanın geçmişte yaşamış olduğu tonla güzel anısının olması...
şimdi ise onlara çok uzak olması...
soğuk bir kış gecesi 'o'na sarılıp uyuduğunu düşünmek...
bir gerçeğin, bir anda hayal olması...
ya da belki de bir hayalin, bir anda gerçek olması...
şimdilerde hobim gözümü kapamak,
gözümü kapatıp hayal etmek.
küçük pembe bisikletimi...
bisiklete binmekten korkmadığım, o kazadan önceki zamanları...
ayçiçeklerin kokusunu...
yaşadığım 'ilk aşk'ı...
'kör ebe'yi...
alkolle ilk tanışmam olan o '3. katmüdiriyetvebakkalüstüdisko'sunu...
okumayı yeni söktüğüm zamanlardan...
bunların hepsi o 'dansa davet' oyunlarının hayatımızın anlamı olduğu zamanlardan kalan şeyler bana...
o zamanlar işte 'kimkiminlenerede' oyunun daha icatından haberdar olmayan bizler, bu oyunla kimkimden hoşlanıyor hepsini öğrenirdik...
hayatın 4 işlemden ibaret olduğu zamanlardan...
yazlığın diskosuna gitmek için yalvarmalar;
'anne ne olur bak bütün arkadaşlarım orada, söz 12de evdeyim...'
izin alınırsa eğer başlardı o bronz tene makyaj yapılmaya, yeni alınmış kıyafetler denenir en güzeli seçilir, bu sırada karşı komşu kızla sürekli gelgit yapılır son dedikodular öğrenilirken birbirinin gözüne kalem çekilir...
o zamanlar daha net olmayan göğüslere hafif takviye yapılır ve
'acaba bugün şarkı çalınca beni dansa kaldıracak mı' sorularıyla çekirdekçıtlayandedikoducuteyzelerin yanından geçilerek diskoya gidilir...
daha kök içinde negatif sayılar yokken...
sonra bir de erkeklerin maçları...
eskiden sitenin içinde olan saha, otoyolun diğer tarafında bir yere taşınınca, sevgilini izlemek için 18 yaşına gelmemiş herhangi oğlandan birinin arabasına binilip -bir arabada 9 kişi olacak şekilde- sitenin önünden geçerken kafayı eğmek ve ne kadar riskli olduğunu bilmeden gidip gelinir...
onu bırakın köklü sayılar bile yokken...
saklanbaç oyunları var bir de...
genelde o anda sevgilisi olmayan birinin ebe seçilmesi, karanlık havada çoğunlukla yakın 2 arkadaş ve onların sevgililerinin sitenin bir evinin karanlık bir köşesine saklanıp kıkırdaşmalar ve eğer sevgiliden biri yakalanırsa-ki çoğunlukla kız taraf olur bu- diğer sevgilinin onu kurtarma hakkının olmasından dolayı, ebe olan yalnız kişinin en sonunda isyan edip oyunu bitirmesi...
kesirli sayıların pay ve payda diye çok net bir şekilde birbirinden ayrıldığı zamanlardan işte...
bir de migros arabaları vardır... seyyar marketler... Onun da 'Aygaz dıdınım...' tarzı bir müziği vardı fakat hatırlayamadım şimdi. Yazlığımızın havuzu yazlığın tam ortasında olmasına rağmen havuza dalmışsan bile duyardın migros arabasının sesini. Sanki hiç gofret yememiş gibi sarınırdık havlularımıza, aldığımız üç gıdım parayı da ona yatırmak için sitenin kapısından çıkar çakıllı yolda çıplak ayak koşardık. Migros arabası denilen şey bir tır gibi bir şeydi, ya da belki biraz daha küçük. 4 yanında raflar, o rafların içinde çikolatalar şekerler cipsler... Bunlardan başka bir şey olduğunu hatırlamıyorum. Ya migros sadece çocuklara itafen bu arabayı gezdiriyordu ya da ben kalanıyla ilgilenmediğim için hatırlamıyorum. Sanırım 2.si doğru. :)
o kadar çok anı var ki. benim için önemli olan. belki çok sıradan. ama içinde tamamen duyguların, hayatın olduğu...
'arılardan korkma hareket etmezsen ısırmaz' denilip buna inandığım zamanlardan...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder