25 Ocak 2009 Pazar

Tha strange case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde

Yıllar önce okuduğum bir romandı dr. Jekyll ve mr. Hyde. İngilizce öğrenirken aldığım o 'stage 5 ' kitaplarından biriydi ve aralarından en etkileyicisiydi. Uzun bir zaman sonra bir dvdcide 1920 versiyonu çıktı karşıma. Film Charlie Chaplin filmleri gibi sessizdi. Arada yazılar konulmuş ve insanların konuşmaları anlaması sağlanmıştı. Kitabı ve kitabın oluşturduğu imgeler kadar yaratıcı olmasa da, film John Barrymore aktörlüğü ile güzeldi. Geçenlerde ise 2008 yapımına denk geldim. Tam bir fiyasko denecek kadar başarısız olmasa da. 21. yüzyılın ve hatta 20. yüzyılın 'tiraj' kaygılarına yenik düşmüş bir filmdi. Belki böyle düşünmemin başka bir sebebi de kitabı bizzat okumuş olmam ve uzun bir dönem düşünüp hayal dünyamda farklı imgelerle bağdaşlaştırmamdı. (kitap biter arkana yaslanırsın, gözlerini kapar, uzun düşüncelere dalarsın. Rüya gördükten sonraki gibi. Ya adam şunu yapmasaydı ne olurdu? Adamın yerinde olsam ben ne yapardım?..)
Asıl amacıma ulaşmak için beni küçük yaşta etkileyen kitabın hatırladığım kadarıyla özetini verem gerekbilir. Dr. Jekyll döneminin en ünlü ve en başarılı doktorlarından biridir. Çocukluğundan beri Jekyll'ın en iyi ve tek yaptığı şey çalışmak ve daha çok çalışmaktır. Gecesi gündüzü hastalara bakıp yeni tedaviler bulmak olan Jekyll, hayatından o kadar mutsuzdur ve çaresizdir ki, bu sefer de bildiği bütün bilgileri kendi hastalığının ve mutsuzluğunun tedavisinde kullanmak istemektedir. Yaşadığı küçük yerde çok tanınan ve çok saygı duyan bu doktorun, gezme, kadınlarla beraber olup 'iki tek atma' şansı yoktur. Bu yüzden de 'yeni bir ben' ister kendine. Hiçbir sorumluluğu olmayan. İstediği zaman istediğini yapabilecek ve kendinin tam tersi 'şeytan' olabilecek biri. Velhasıl uğraşları sonuç verir ve bulduğu formülü kendine enjekte ederek, çirkin kambur ama kendinden tamamen farklı bir insan yaratır. Akrabası olarak tanıttığı bu insana bir ev tutar ve geceleri tamamen kendi 'ünvanından' farklı bir mr. Hyde olur. Gezer, tozar ve sorumsuzca yaşar. Sabahları ise Dr. Jekyll olarak gelen hastaların yaşama sebebi olmaya devam eder. Belli bir süre sonra ise işler çığırından çıkar ve doktorumuz bu vücudundaki yeni 'birey'i kontrol edememeye başlar, artık Mr. Hyde doktorumuz yalnızca istediğinde değil, kendi istediği zaman ortaya çıkmaya başlar. Başka bir sorun ise Mr. Hyde'ın bu asi kişiliği yüzünden, cinayetler işlemesinden kaynaklanır ve olaylar gelişir...
Dr Jekyll ve Mr. Hyde 1880li yıllarda yazılmış olmasına rağmen günümüzde bile tartışılan konuşulan, filmleri defalarca çekilen bir kitaptır. (ki 2012 yılında bir yenisi daha vizyona girecektir.) Ufak değişiklikler olsa da ( ilk romanda doktorun bir avukat arkadaşı olayların farkına varır, başka birinde cinayetler ele verir) asıl konu hep aynı kalmıştır. İnsanın hem iyi hem kötü olabileceği. Belki de Shakespeare ile başlamıştır bu düşünce 'fair is foul and foul is fair' (bknz. Machbeth).
Kıskanmak mı denir, özenmek mi yoksa imrenmek mi bilemedim ama, son zamanlarda ben de kendimi 'toplumsal yönlendirmeler'in içinde kapana kısılmış gibi hissediyorum. Gerek 'usturuplu bir hanım evladı' olma , gerekse 'başarılı bir öğrenci' olma... etiketlemeleri. Üniversitelerin bizi seçtiği bir sınav için yıllarca dökülen kan terden sonra, gidilen üniversitede aranılanın bulunamaması, 'artık hayatımı yaşayabilirim, özgür olup hobilerimle ilgilenebilirim' derken önüne bambaşka engellerin çıkması. Yasaklar, ayıplar, sınırlamalar, örfler, adetler, kurallar...
YETER demek istiyorum. Yeter diyip bütün mühendislik kurallarını, aile kızı olmanın kurallarını, yetişkin olmanın kurallarını, vatandaş olmanın kurallarını yıkıp, bambaşka biri olmak istiyorum.
Kalkıp gitmek bu şehirden, belki bir budist olmak, belki esrarkeş,belki bir sanatçı, belki tır şöförü, belki bir yosma... ve kendimi bulmak istiyorum. Kendimi tanımak. Ama gerçekten. Başka bir zamanda, başka bir yerde, başka bir ben görmek istiyorum. Kalıplarda, iki kelimelik 'seni seviyorum'larda, istenmeden söylenen 'hoşçakal'larda, zorla yapıldığı belli gülümsemelerde... Bunların dışında, tanıdığımdan çok farklı bir ben var belki de. Yaşanmamışlıklarımda, denenmemişliklerimde. Bir mektup kaleme alıp beğenmeyince az yazılmış beyaz sayfaları teker teker yırtıp atarkenki gibi, hayatımın az karalanmış, denenip başarısız olduğu her sayfayı yırtıp, beklemeden bir diğerine başlamak istiyorum. Ben sanırım oyuncu olmak istiyorum. Sıkıldım mı farklı bir karakter olabileceğim. GERÇEKTEN çok şey istiyorum!

Daha çok yeni bir dönemi 'kafa göz yarmadan' atlatmışken ve bunun rahatlığını yaşayamadan, gene tonla sorumluluk altına girmem gerek. Bıktım usandım artık.
Ama ne demiş ünlü bir düşünür 'Durmak yok yola devam...'

Beatles-Revolution

where do we go now?

not: bugün fark ettim bir yere şifre yazınca 'beni unut' diyen kısmı görünce nedense hep sezen aksu'nun 'beni unutma' şarkısını söylüyorum. Kelimeler ve şarkılar konusunda ne kadar da obsesifim:)

Hiç yorum yok:

İzleyiciler