23 Aralık 2008 Salı

Anneannem'e

Seninle büyüdüm ben. Ethem Efendideki o evde. Rozi teyze ve bir çok arkadaşın gelirdi. Çok güzel yemekler yapardın bizim için. O kadar marifetliydin ki. Otururduk onları yerdik afiyetle. Sonra geçerdik televizyonun başına hepberaber 'Yalan Rüzgarı' izlerken, siz sürekli bir şeyleri yanlış bulur eleştiridiniz, bense anlamaz bakardım sadece. Pek sevmezdim yemek yemeyi o zamanlar. Sıskacana bir şeydim. Annem hep çok korkardı o kadar sıska kalacağıma. Sen de kandırırdın beni hep. 'Karaböcüklere veririm seni bak onların torunu olursun' derdin. Ben de senin torunun olamayacağım korkusuna yerdim önüme koyduğun ciğerleri, düğün çorbalarını zorla. Sen bana ödül olarak dışarı çıkartırdın. Fenerbahçe orduevine giderdik. Eskiden orada hayvanat bahçesi vardı. Maymunları, kuşları izler, uzun uzun yürürdük. Sonra pizza yerdik, çay içerdik. Sen çay 50 kuruş arttı diye söylenir dururdun. Oradaki askerlere hayat hikayeni anlatırdın, ben de dinlerdim seni. Artık gitmiyorum hiç. Her yerde tanıdığın çıkardı. Soyadını sorduklarında 'Gördebil' derdin, göreceksin bileceksin. Eve dönerdik sonra. Tabi önce bana kitapçıdan kitap alırdık, bir de stiker bolcana. Eve geldiğimizde benim için en kötü zaman başlardı 'banyo zamanı'. Sen açardın sobayı, kurardın o küçük banyoya ısınmasını beklerdin. Yün fanila giymek banyodan sonra yapılacak en önemli şeydi. Mevsim önemli değildi. Yıkandıktan sonra yün fanila giyilirdi. Çok kaşındırırdı beni, ama üzülürsün kızarsın diye bir şey diyemez onu da giyerdim. Sen beni yıkamadan önce yün fanilalarımı kaloriferin üzerine koyardın, iyice ısınsınlar da ilk giydiğimde üşütmesin diye beni. Banyo istediğin sıcaklığa gelince yıkardın beni. Fanilamı giyerdim, zaten sıcak olan salona bir de soba kurulduğu için iyice sıcak olurdu, fanilam pijamam salona geçerdik. Önüne oturturdun beni. Saçlarımı tarardın. Yavaş, yavaş. Acırdı bazen ama o kadar mutlu olurdum ki bir şey diyemezdim ona da. Saçlarımı tararken bir şey sürerdin ne olduğunu hatırlayamadığım. İpek gibi olurlardı. Kuruturdun sonra onları. 'Islak saç zaatüre yapar' derdin. Kurumuş ipek gibi saçlarım, mis gibi kokan vücudumla yeni yapılmış yatağa yatardık sonra. O gün kitapçıdan alığımız kitaplardan okumaya koyulurduk. Saat 9 olmadan sızardım ben, o tüy gibi yatakta. Sırf seninle kaliyim yuvaya gitmiyim diye babamlara yalvarırdım sabahları. Bir gün daha beraber olalım diye. Bizim evde olduğum zaman bile hep yanına gelmek isterdim. Yalnız senin yemeklerini yerdim. Hep senin torunun olabilmek için.
Yaz gelirdi. En sevdiğim mevsim. Yuva kapanırdı, biz de Tekirdağ'daki yazlığımıza giderdik. Sabahları erken kalkar kahvaltı ederdik. Sonra beraber havuza inerdik. İlk senelerde sen de benimle birlikte girerdin. Daha sonraları ise sen başında şapkan kenardan beni izlerdin. Eve gelir öğlen yemeğimizi yerdik. Ciğer, düğün çorbası. 'Uslu kızlar çok yemek yer, büyüklerini üzmez' derdin. Ben de hep uslu kız olmaya çalışırdım. Yemekten sonra bakkaldan aldığın dondurmaları çıkartırdın. Onları da afiyetle yerdik. Sonra büyük halam gelirdi, beraber okey oynardık. Sen hep yanlışlıkla okeyi atardın ben de o yüzden hep sağında otururdum senin. Akşam beraber balkonumuzda otururduk. Siz dedikodu yapardınız ben senin kucağında kitap okurdum. Haftasonu bazen perşembeden annemler gelirdi yanımıza. Ben annemi o sıralar fazla göremediğim için uçuçböcekleri saklardım kavonozlarda. Sende gülerdin çok bana.
Hatırlar mısın sokakta o küçük kediyi görünce ne kadar ısrar etmiştik annemlere alalım diye :) ertesi gün kardeşlerinin öldüğünü görünce şanslı koymuştuk adını. Çok severdi o da seni benim gibi. Ona da bana verdiğin öğütlerden verirdin hep. O yüzden o da senin yanında hep çok uslu dururdu.
Çok seneler geçti üzerinden. Yazlık satıldı. Artık saçlarım bile eskisi gibi ipek değil. Biz senle abla kardeş gibiydik anneannem. O pazar sabahı bize hoşçakal dediğinden beri, yan odam bomboş. Ev de öyle. Kamuran teyze işini bitirip çıkınca, tek ben kalıyorum evde. O kadar sessiz ki. O kadar çok özlüyorum ki seni. O yumuşak omuzunu. Çok içim acıyor anneannem. Çok. Keşke gelsen gene düğün çorbası içirsen bana zorla. Ya da arkadaşlarımla kurabiye yapmaya çalışırken yol göstersen bize. Almanca çalışırken ben bak şunu yanlış yapmışsın desen bilmediğin halde ve doğru çıksa. Bu bir veda değil, bir hoşçakal. Hoşçakal diyince insanlar görüşürlermiş yine.
'seni düşünmek güzel şey, seni düşünmek ümitli şey. Dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...'
Özledim seni anneannem. Hakkın çok bende.

Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle, küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin

Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin
Necip Fazıl Kısakürek

Hiç yorum yok:

İzleyiciler