
Bugün gerçekten çok güzel bir gündü. Biyokimya dersimden sonra. Taksime attım kendimi diyebilirim. O fark etmese de Hayati'nin rolü büyüktü bunda :) eve gidecektim ve pişkinpişkinkurabiyelik yapacaktım ama bindiğim otobüs 25T iken bir baktım beşiktaştayım kitap da çok güzel gidiyo kendimi taksimde buldum. Aslında taksime gitme amacım yenisiyıl hediyeleri almaktı insanlara. Ama daha yeşilçam sinemasının oraya gelince (yeni açılan mangonun karşısındaki sokaktaki, hani pulpın oradaki) o afişi gördüm 'Gitmek: Benim Marlon ve Brandom'. Birkaç hafta önce Fransız Kültüre gelmişti bu film ve ben gidemeden kalkmıştı. o kadar sevindim ki onu gördüğümde. Sinemaya bu aralar tek bir insanla gitmek istiyordum ve haber verdim. Gelemedi ama ben kendime söz vermiştim fikrim değişmesin diye gittim
'16 30a bir bilet lütfen' dedim. Kaç senedir taksimdeyim ama malesef hiç gitmemişim. Alt katta küçük bir sinema. Çok şeker ve içten. Neyse çıktım biraz alışveriş yaptım. Sonra Cadde-i Kebirde 'Tarçınlı Fındıklı Kahve' içtim sonra girdim filmime.
Gitmek: Benim Marlon ve Brandom....
Uzun zamandır gittiğim filmler hep güzel çıktı. Ama bu biraz daha farklıydı sanki. Çok severim film izlemeyi, ama sanırım sinemaya yalnız gitmek bir korkuydu benim için. Gerçi sinemaya 2-3 kişiden fazla gidilmesini de saçma bulurum. Ama öyle karanlık ortamda tek başına tanımadığın bir sürü insanla olma hissiyatı korkutmuştur beni hep. Ama sanırım yendim bunu bugün. Hem de buna gerçekten deyecek bir sinemada buna gerçekten deyecek bir filmle.
Bir kadın oyucu. Ayça adında. 30larına yeni girmiş. Şişman. Türk. İstanbullu.
Bir erkek oyuncu. Hama Ali. 5olerinde. Iraklı. Kürt.
Bir oyun setinde bir araya geliyorlar. 25 gün görüyorlar sadece birbirlerini. Sonra Hama Ali Irak'a geri dönüyor. Irak'ta savaş devam ediyor. Telefon görüşmeleri kısıtlı. Sürekli bombalar patlıyor. Ayça telaşlı. Hama Ali dönmek istiyor ve dönemiyor. Vidyolar yolluyor kendini çekitği, ama yetmiyor. 1,5 sene olmuş görmeyeli.
Ve karar veriyor Ayça. Irak'a gidecek. Sevdiği adamın olduğu yere 'Süleymaniye'ye...Herkes deli diyor ona
'bulursun başka birini erkek mi kalmadı?'
hayır diyor o. o benim üstüne çıkıp uzaklara uçtuğum kuşum, çekmecemdeki son sigaram, marlon ve brandom. o beni bırakana kadar, ben de onu bırakmayacağım.
bırakmıyor da. Diyarbakıra gidiyor otobüsle. Harpur kapısına sonra. Savaş var, gümrüğü kapamışlar. Teyzelerin yanına gidiyor. Irak'taki çocuklarını, sevdiklerini bekliyor herbiri.
Sevdiğini arıyor 'bırakmayacağım seni' diyor. 'Irak'a gelemiyorum, İran'da buluşalım.'
Diyarbakır'dan Van'a gidiyor bu sefer de. Güç bela İran'a geçiyor. ve başlıyor beklemesi. Bekliyor, bekliyor... Sonu söylenmezmiş böyle şeylerin, gitmek, izlemek isteyen olur diye. Ama çok güzel olduğunu söyleyebilirim. Belki biraz da tahmin dahil. :)
1,5 saatliğine de olsa gerçek aşkı tattım, hissettim o salonda. Aşk gerçekten engel tanımıyordu. İnsan sevdimi bir kere, ne yapacağını şaşırıyordu. Yada şaşırır sanırım demeliyim.
Sinemadan çıkınca yolda birbirine sarılan, el ele tutuşan çiftleri gördüm. Acaba bu kadar seviyorlar mıydı birbirlerini? Karşılıksız, kendinden bir şeyler verecek kadar?
Ya ben? Ya sen? Aldanıyor muyduk yoksa sadece? Kim var etrafında, sevdiğini görmek için savaşın ortasına gidecek? Kimin buna cesareti olur ki?
Neyse bunu bilemiyeceğiz sanırım. Issız Adam'ı çok beğenen insanlara bu filmi göstersek, anlamazlardı sanırım. Çünkü sanırım insanlar yalnız bencil sevgilerde bulabiliyorlar kendilerini. Sekskolik bir adamın, sevdiği insan için bu tutkusundan vazgeçememesi yanından kalkıp kadınlara gitmesi sonra da 'ya canım bak ben değişemem' replikleri zırvalaması daha romantik geliyordu insanlara. Belki de daha gerçekçiydi. Ama napalım ben romantik bir balıkım.
Film güzel ve başarılıydı. Görülmesi, gidilmesi, gösterilmesi lazım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder