çok uykum var ve yorgunum.
ama sözümü tutmam lazım. hayatımın en komik 5 saatlerinden birine adanmıştır. hayati'ye bir de :)
Saatimin alarmı 6 30'u gösterdiğinde kalktım. Uykulu, yorgun. Geçen sefer soğukta beklemekten dilim yanmış(!) yüzümü yıkamadan Hayati'yi aradım. mahmur. Tabiki de olacağından geç bir saat verdi ve tatlı uykuma 15 dakika daha devam etmek üzere (ki insan az uyuyunca 15 dakika altın gibi değerli oluyor) devam etmenin mutluluğuyla kırmızı soğuk gün dostum fuffy adlı (evet o kadar hayatımın bir parçası ki adı bile var) yorganıma sarındım. Evimden alelacele çıktım ve e5e doğru yürürken içimin titremesi harmonik bir hal almış ve artık canımı o kadar da yakmıyordu. 7 30 otobüsüne yetişebildik ancak. Oturacak yer bulmanın mutluluğuyla geçtik yanyana açtık times 8 punto ile yazılmış sayfalarca notlarımızı ve kavga ede ede okula vardık.
kozyatağı-maslak yolunu kullananlar iyi bilir. Normal bir günde sabah binilen otobüsten 1bçk saat kadar bir zaman dilimi sonunda ayrılır. bu zaman yoldaki yağmur ve karla orantılı bir şekilde artmaktadır. hatta bazen baaya baya orantısız! :) yağmurun yağmaya başlaması bizi bir anda '8 30da okulda olmayı bırak acaba finale yetişebilir miyiz' sorusuna yöneltmişti.
okula anlamadığımız bir hızla vardık. kmapüsten içeri girdiğimizde saatine bakan Hayati
'saat daha 8 30! oha thanks god its friday!' diye bağırdı.
itünün girişinin ortasında!
rezil olabilirdik olursak ama günlerden cuma olduğu için okulda in ve cin kardeşler top oynamaktaydı.
Sorunu sonra fark ettim tabi, olay bizim uykusuz, içilen kahvelerce fazladan uyarılmış, derslerden dozaşımına uğramış, ders çalışmaktan beyinleri pelt olmuş iki genç olarak. normal bir insanın fazla bile görebileceği bir zamanda evden okula ulaştığımız için çocuklar gibi sevinmemizdeydi.
sorun okuldu.
sorun bizdik. sorunun farkında değildik. sorun sorunun farkında olmayaşımızdı.
okula varmıştık kampüsteydik artık. yapılması gereken önemli ikinci iş ise bir şekilde donarak ölmeden ve havlayan köpeklere yem olmadan maden fakültesine varabilmekti.
Hayatinin kendi değimiyle 'çişizieren' yapması gerekmekteydi. donmadan önce.
yürürken durdu. yolun ortasında ve 'kalin kakalin' diye şarkı söyleyerek rus dansı yapmaya başladı. hayretler içinde kalmış bana döndü
'şimdi anladm neden böyle dans ettiklerini' dedi
amaçları donmamakmış :)
'şizofrensin sen Hayati' dedim
bir şekilde kafa göz kaybetmeden, bataklıklara bata çıka, dona dona fakülteye vardık.
bilinçsiz bir şekilde madenin o yumuşak koltuklarına gömüldük ve uyuyakalmama mücadelesi ile okumaya başladık elimizdeki notları. ben beraber çalışalım diyordum. hayati okuyalım tek başımıza. tekrar kavga etmeye başladık. yasemin yazık biçare, anlam vermeye çalışıyordu bize.
1buçuk saatte o kadar bilgi sokmaya çalıştık, o kadar çok şey okuduk ki en sonunda hepsi birbirine girdi. aklımda ise tek bir soru '31 mart olayı ile Bab-ı ali vakası ne zaman oluyor?'
araştırmacı gazeteci rolümden pek hoşlanmadıkları için suikast girişiminde bulundular ama kurtuldum. =)
daha 2 olayı tam anlayamadan sınava girdik. yada o ... neyse işte terbiyemsiz olmıcam Hayati gibi.
En önemli özelliklerinden biri (mükemmel yemek yapmak, harika akıl vermek, ve özenle azına s.. öhöm neyse:) ) Hayatinin küfürleri sıralayıp sıralayıp sıralayıp
'küfür etmemem lazım' demesidir kanımca.
'sigarayı bırakmam lazım' diyip asla denememek gibi bir şey onunki de :)
he bir de herkesin içinde küfrü de aşan -genelde ingilizce- terbiyemsiz şeyleri sıralamak
Sınav çıkışı 75e geldik. yaseminle yemekhanedeki yemekleri beğenmedik kantinden salata aldık (sosisli makarnalı kısırlı mısırlı bişiler) sorunumuz kantinde mi yesek yemekhanede mi yesekti.
2 kız bir adam edemedik Hayatiye uyduk. yemekte konuşulanları burada anlatmaya ne dilim ne kelimeler yeter. Hayatide aylardır bir bozukluk seziyordum. tek değilmişim. yasemin benim sabah sarf ettiğim cümleyi sarf etmesin mi
'şizo musun sen Hayati'
tanılar tamdı.semptomların hepsi mevcuttu. Hayati şizofrendi.
Ya biz.
Çok mu normaldik. günlerdir uykusuz, aşırı dozda kahveli, çalışmaktan beyni pelt olmuş insanlardık. normal denen kısmın dışında. yemekhane önünde yapılan 'afiş protestosu' sırasında şu semptomlarımızı sezinledik.
Hayati: şizoit, özentilik, malakalık, aidiyet hissi eksikliği
Fırt: bipolar depresyon, aşırı mutluluk, içte kopan fırtına, en kötüsü normal olduğu sanısı, aidiyet hissi eksikliği
ve ben : spastisizm, moğolizm (gomongoooo :) ) kapı ziline oynama hastalığı, aidiyet hissi eksikliği
ve üçümüzdeki ortak semptomlar: balon takibi, aidiyet hissi eksikliği
biz itünün yetiştirdiği anormal kişiliklerdir.
itü hasta insan yetiştirir!!
Hayati&Duygu
bu hikayedeki olaylar ve kişiler tamamen hayattan alınmadır. birazcık abartı unsuruna tabi tutulmuştur.
2 yorum:
zuxhuahekjandöjhaejhaeu.
where there is a ...
süper yazmışın :D
yata yuvarlana okudum.
bir de araştırmacı gazeteciye suikast şeyini de sevdim.
Bunu feysbuka şeyet de insanlar okuyup bizden kaçsın.
ya ama 3.olayı unuttum =)
değerimizi bilin hayati bey dün gece zar zor yazdım :P
bence sen de senin gözünden yaz
yada bilemedim işte öpüldün kocmaan
Yorum Gönder