Elindeki çiçekleri vazoya koydu kadın… Otoyolun kenarında egzoz dumanının içinde büyümeye mahkum edilen beyazı grileşmiş sarısı solmuş papatyalar… En çok bunları sevdiğini öğrenmişti. Elleri titriyordu… Birkaç küçüklük resmi vardı elinde… Eski, yıpranmış… Hayatı gibi… Oradan oraya savrulmuş… Tam olarak hatırlayamadığı, nerede ne zaman nasıl çekilmiş… Daha kötü günler uzaktı ve hala leyleklere inanıyordu o zamanlar… İnsanların masum olduğuna… Ailesi yalan söyleyecek değildi ya ona göre o zamanlar… Çok eskiden… Mutluluk… Abidin Dino’nun portresindeki gibi hayatının o resmindeydi… Yıllar önce yitip gitmiş…Şimdi ise yıllar önce yitip giden mutluluğunu yeniden yakalabilecek olmanın heyecanı vardı içinde… Görünce ne hissedeceğini bilemiyor, kestiremiyordu… Şimdi bunları düşünmemeliydi… Bir sigara yaktı… O sırada ‘acaba o da hala içiyor mu’ diye düşündü içinden… Her şeyi, hayatlarını mahveden alkolü bırakmıştı duyduğuna göre… Peki ya sigarayı... Resimdeki gibi miydi hala, yoksa tanıyamayacak mıydı onu… Yüzünden tanımasa bile kokusundan kesin tanırdı… O kekremsi ve huzur veren koku değil miydi yıllardır erkeklerde arayıp bulamadığı… Yok, yok kokusu değişmemişti yüzü yaşlansa bile… O kadar az şey vardı ki hatırladığı, birkaç gün önce yapacağı yemek listesini hazırlarken bile yardıma ihtiyaç duymuştu… İhtiyaç… Sevgiye, şefkate… Bulamamıştı kaybettikten sonra onları… Hep ihtiyaçtı artık… Giderilemeyen… Sabaha kadar yaptığı yemekleri gözden geçirdi, gerekli eklemeleri yaptı, masaya taşıdı… Hiçbiri annesinin yaptığı kadar güzel olmamıştı… Zaten hiçbir zaman onun kadar iyi yapamamıştı… Kabullenmişti bunu, onu bir anda yitirdiğini kabullendiği gibi… Ama gene de keşke birazcık çekseydi şu huyu ona… Hayat garipti… Tam birini yitirdiğinde, yitirmenin acısında tekrar kazanmanın mutluluğunu hissetmek...Tatmak… Şimdi bunları düşünecek zaman yoktu… Makyajını son bir kez tazeledikten sonra masaya oturdu, Behçet Necatigil’in en sevdiği şiirini açtı ve onu tekrar tekrar okuyarak zamanın akışına bıraktı kendini…
Telefonun çalışıyla irkildi, çalanın kapı olması gerekiyordu… Saate baktı 20 dakika önce burada olması gerekiyordu… Bardağındaki şarabı içti, telefonu açtı… Yüzü bembeyaz oldu… Arayan polisti. Sona ermişti… Kavuşamadan… Buluşamadan… Onu ne kadar çok sevdiğini söyleyemeden… Ona ne kadar ihtiyacı olduğunu anlatamadan… Kokusunu son kez içine çekemeden yitirmişti babasını… Keşke dedi… Keşke...
Duygu'08
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
Behçet Necatigil
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder