10 Aralık 2008 Çarşamba

herhangibirhikaye

Çok sevmişti yazmayı ya…

Yolun kenarındaki su birikintisinin aksinden yüzünü gördü. Yılların eskittiği ve olduğundan daha yaşlı gözüken yüzünü. Ruhu kadar değil ama gene de yıpranmıştı yüzü de.
Sonbaharlar garipti. Ne bahara benzerlerdi ne yaza ne kışa. Sonbaharda yalnızsan hüzün dolardı içine, değil ve mutluysan o dökülen yapraklar yağan yağmur okşardı içini, sızardı bir rüzgar gibi tenine ve raks ederdi yeni kıpırdanmaya başlayan yavru bir kuş gibi. Diğer mevsimlerde olmayan bir şeydi bu; nabza göre şerbet misaliydi sonbahar. Yalnızsan ve sonbaharı yaşıyorsan daha bir hüzün kaplardı içini, daha bir üzerdi seni yağan yağmur, her yaprak daha bir iç burkucu olurdu senin için ve hiç yazın gelmeyeceği hissi acıtırdı yüreğini. Diğer mevsimler ise hep güzeldi, yalnız olsan bile. Yazın o kavurucu sıcağı, kışın yaza yaklaşmış olma ümidi tutardı ayakta seni. Her zaman olmasa da tabi.
Kapıyı açtığında kedi geldiği için minnettar bir şekilde mırlamaya başladı. Montunu ve ayakkabılarını çıkarttı, radyoyu açtı, kediye mama ve kendine bir kadeh kırmızı şarap koyup oturma odasına geçti. Oturma odası ne anlamsızdı onun için. Ve kanepeler. Ve eve alınan onca eşya. Aslında hepsi yalnızlığının bir yanılsamasıydı. Gereksizdi. Kurtulmalıyım diye düşündü. Hepsinden. Her şeyden. Hatta bu evden ve kediden bile. Yo hayır kedi olmazdı. Yol arkadaşıydı onun. Ama kurtulacaktı kalanından. Ne gerek vardı ki. Zaten bu ev hep ‘o’nu hatırlattığından yakınmıyor muydu. Satardı biterdi işte. Ruhunu ve kalbini de satabilir miydi, onlardan da bu kadar kolay kurtulabilir miydi ki acaba. Gene o kızla mı diye düşündü. Eli telefona gitti ama yapamadı. Aldı telefonu eline, silmesine rağmen ezberinde olan numarayı bütün karşı çıkışlarına rağmen çevirdi. Ve kapadı. Kırgın ve yamalamaya çalışıp bir türlü başaramadı kalbi zonklamaya başladı.
‘Nasıl olsa onunla ne diye düşünüyorum ki!’
Aklına eski yaşanmış kötü sonra ise güzel günler geldi. Hep verilen sözler. Ve hiç tutulmayan. Böyle olması gerek diye düşündü sonra.
Belki de olmamalıydı. Oldu işte. Bitti. Kesin o kızla o iğrenç bara gitmiştir, ya da bizim gittiğimiz lanet olası restoranda. Ne fark ederdi.
Arkadaşları sanki cenaze evine gelir gibi gelip gitmişti birkaç gün. Anlamsız teselliler. Yerine getirilmeyeceği bilinen ve zaten şimdiye kadar kimsenin yerine getirdiği görülmeyen tavsiyeler. Kesilmişti sonra onlar da.
Yalnızdı artık. Evinde, kedisiyle tek başına.
Acaba o restoranda mıdır diye düşündü. Gidip bakmamak için kendini zor tuttu. Görse ne olacaktı ki, o kızlaydı bilmiyor muydu zaten. Onun için terk etmemiş miydi. Bir şey değişmeyecekti ki…
Yalnızdı. Bağ bahçesinde toplanması unutulmuş son üzüm gibi. Hepsi şarap olacaktı, o orada kururken. Bütün arkadaşları ailesi hepsi gitmiş, bir tek o kalmıştı. Bu sonbahar onun için sadece hüznü çağrıştırıyordu.
Gerçek dışı olan her şeyden bütün o duygulardan, arkadaşlarından, eski sevgililerinden, evinden, işinden ve sonra kendinden nefret etti teker teker. En çok da kendinden.
Buraya kadardı.
Bitmiş, tükenmişti...
Kediye birkaç gün yetecek kadar mama koydu, sıcak suyu küvete doldurdu, içine girdi ve mutfaktan aldığı bıçakla akmasını bekledi kanının sonsuzluğa… Yaşadığı her olayın her anın her sahteliğin akmasını beklediği gibi…
O sırada kırık kalpler için Teoman’ın bir şarkısını çalarken… Bitti zor oldu ama bitti…
Bu ayrılıkla ilgili ne son hikayeydi dinlenilen. Sadece bir hikayeydi işte.
Çok düşünüyordu…
Çok düşünüyordum…
Çok düşünüyordun…
Çok…
Duygu'08

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma..
Ümit Yaşar OĞUZCAN

1 yorum:

Mehmet Çağrı Köse dedi ki...

benim de zaten hiç gücüm yok
yüzüm yok hiç
umudum yok
ama bil ki
farklı bir hayaldi
işkenceydi bazen
bazen çok güzeldi
ama anlıyorum sesinden
kurtulmuşsun
sen
nokta konmuş bitmiş
en güzel hikayem

İzleyiciler